.
Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm............ Matta 11:28
İsa'dan
başka Kurtarıcı Olmadığına dair bir araştırma.
İncil, İsa hakkındaki başlıca tarihsel
kaynaktır. Bu yüzden on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda birçok eleştirmen,
incil belgelerinin güvenilirliğine saldırmıştır. Tarihsel temeli olmayan
ya da arkeolojik araştırmalar ve buluşlarla modası geçmiş sayılan bu türden
bir çok suçlama vardır.
Üniversitede
ders verdiğim sırada, edebiyat öğrencilerini beraberinde getirmiş olan bir
profesör çıkışta beni yakaladı. “Siz, Mesih hakkındaki bütün iddialarınızı
ikinci yüzyılda yazılmış çağdışı belgeler üzerine kuruyorsunuz. Bugün sınıfa
incil’in Mesih’ten ne kadar uzun süre sonra yazıldığını, bu yüzden de doğru
olamayacağını anlattım.”
“Ama
sizin de incil hakkındaki düşüncelerinizin ve sonuçlarınızın modası yirmi
beş yıl önce geçti” diye yanıt verdim.
Profesörün
İsa’ya ilişkin kayıtlar üzerindeki düşünceleri, Alman Eleştirmeni F.C. Baur’un
kararlarından kaynaklanıyordu. Baur incil ayetlerinin ikinci yüzyılın sonunda
yazıya geçirildiğini ortaya attı. Bu kayıtların, İsa’nın yaşamıyla, bunların
yazıya döküldükleri zaman aralığında gelişen efsanelerden ve söylentilerden
kaynaklandığı sonucuna varmıştı.
Bununla
birlikte yirminci yüzyılda, arkeolojik buluşlar incil metinlerinin doğruluğunu
saptamıştır. İlk papirüs metinlerinin bulunuşu (John Ryland metni, M.S.
130; Chester Beatty Papirüsü. M.S. 155 ve Bodmer Papirüsü II M.S. 200) Mesih’in
zamanıyla sonraki metinler arasındaki aralığı kapatmıştır.
incil’in
eski Yunancası ile (Grekçesiyle) papirüs dilini kıyaslamanın sonucunda incil
metinlerinin doğru iletildiğine ilişkin güven artmıştır. Böyle buluşlar
aydınların incil’e olan güvenlerini de etkilemiştir.
Dünyanın
en önde gelen incil arkeologlarından William Albright şöyle demiştir: “Artık
incil metinlerinin tüm bölümlerinin yaklaşık M.S. 80 yılında, yani günümüz
eleştirmenlerinin iddia ettiklerinden tam olarak iki nesil önce yazıldığını
kesinlikle söyleyebiliriz. Bence incil’in her bölümü M.S. ilk yüzyılda,
kırklı ve seksenli yıllar arasında yazılmıştır. (Büyük olasılıkla M.S. 50
ve 70 yılları arasında).
William
Ramsay gelmiş geçmiş en büyük arkeologlardan biri olarak kabul edilir. Bu
kişi incil’in Elçilerin İşleri bölümünün, ilk yüzyılın ortasında değil,
ikinci yüzyılda uydurulduğunu savunan bir Alman tarih okulunun öğrencisiydi.
Ramsay, incil’in Elçilerin İşleri bölümü üzerine yazılmış çağdaş yorumları
okuduktan sonra, o zamanki olayları (M.S. 50) doğru olarak yansıtmadığı
sonucuna vardı. Bu metinlerin geçerli olamayacağını düşünüyordu. Bu yüzden
Ege bölgesinde yaptığı araştırmalarda incil'e fazla yer vermedi. Ne var
ki çalışmalarının sonunda Luka’nın kayıtları üzerinde düşünmeye başlamıştı.
Tarihsel ayrıntılardaki ince doğruluğu dikkatle gözlemledi. Elçilerin İşleri
bölümüne bakışı yavaş yavaş değişiyordu. En sonunda şu gerçeği kabul etti:
“Luka birinci sınıf bir tarihçidir. En büyük tarihçiler arasında yer almalıdır.”
En ufak ayrıntıların ve noktaların doğruluğu karşısında Ramsay bu kitabın
ikinci yüzyıla değil, ilk yüzyılın ortalarına ait olduğu sonucuna varmıştı.
Liberal
aydınların çoğu da incil metinlerinin daha önce yazıldığını kabul etmek
zorunda kalmıştır. Bunlardan biri yaptığı araştırmalar sonucunda incil’in
tümünün Kudüs’ün yıkımından, yani M.S. 70 yılından önce yazıldığını söylemiştir.
Günümüzün
Biçim Eleştirmenleri, incil metinlerinin ağızdan ağıza geçip değiştikten
sonra yazıldığını ileri sürmektedir. Onlara göre incil kayıtları halk edebiyatı
(efsaneler, mitler, masallar ve öyküler) şeklini almıştır.
Buna
karşılık, sözlü geleneğin yazıya geçmeden önce değişip gerçekliğini yitirmesine
neden olacak kadar uzun bir zaman geçmemiştir. incil okulu profesörlerinden
biri, zaman kısalığı unsuruna değinirken şunları söylemiştir: “Genellikle
ilkel kültür halkları arasında folklorun birikimi, nesiller boyu süren bir
zaman alır. Yüzyıllara yayılan yavaş bir süreçtir. incil anlatılarının ise
yüzyıldan daha kısa bir sürede yazıldığı ve toplandığı sonucuna varmak zorundayız.”
Biçim
Eleştirmenleri İsa’nın sözleri geleneğini gerektiği kadar sıkı bir şekilde
incelemiyorlar. incil: 1.Korintliler 7:10,12,25 ayetleri, bu sözlerin yazıya
geçirilmesinin ve korunmasının ne denli dikkat ve titizlikle yapıldığını
ortaya koyuyor. Yahudi dininde, öğrencinin din hocasının öğretisini ezberlemesi
gerekliydi. İyi bir öğrenci bir damla bile su kaçırmayan sağlam bir kuyuya
benzetilirdi. Rab’bin öğretişinin çoğu, kolay ezberlenecek Aramice şiir
şeklindeydi.
Michigan
Üniversitesi ilk çağ tarihi profesörlerinden Maier şöyle yazmıştır: “Mesih
inancının, uzun bir zaman süresi içinde gelişen doğu mitolojisi olduğu ve
olayların asıl tarihlerinden çok daha sonra yazıldıkları doğru değildir.”
Yalnızca tarihsel yönteme ve bakışa sahip olmayan çağdaş eleştirmenler,
incil geleneğinin çevresine böyle bir spekülasyon ağı örebilir. Yirmi yıldan
elli yıla kadar bir zaman aralığı, ana içeriğin değişmesi şöyle dursun,
İsa’nın belirli sözlerinin bozulması için bile kısa bir süre sayılır.
incil
hakkında konuşurken, insanlardan sık sık alaycı bir tavırla incil’in sözlerine
güvenilmeyeceğini işittim. Neden? Çünkü 2000 yıl önce yazılmıştır. Yanlışlarla
ve çelişkilerle doludur. Ben incil'e güvenebileceğim yanıtını veririm. Sonra
da tarih dersi sırasında geçen bir olayı paylaşırım. O ders sırasında incil’in
güvenilirliğine ilişkin on klasik edebiyat eserinin toplamından daha çok
kanıt olduğunu söylemiştim. O anda kenarda bir yerde oturan profesör kahkahalar
atmaya başladı. Kendisine dönüp neden güldüğünü sordum. Karşılık olarak,
“Bir tarih dersinde incil’in güvenilir olduğunu söylemeye cesaret ediyorsun.
Bu çok gülünç” dedi. Aslında insanların böyle tepki göstermesine sevinirim,
çünkü onlara şu soruyu sorma fırsatı çıkar (Soruma, şimdiye kadar hiç olumlu
yanıt alamadım): “Bir tarihçi olarak, söyleyin bana profesör; bir tarih
yazıtının doğru ve güvenilir olup olmadığını belirlemek için hangi testleri
uygularsınız?” Profesörün uygulayacak testi yoktu. “Ama benim var” dedim.
incil’in tarihsel güvenilirliği, diğer tarihsel belgelerin uygulandığı üç
temel tarih bilim ilkesi ile değerlendirilebilir.
BİBLİYOGRAFİK TEST
Bibliyografik
test, belgelerin elimize ulaşana dek geçirdiği nakillerin incelenmesidir.
Başka bir deyişle, özgün belgelere sahip olmadığımızdan, el yazmalarının
(EL) sayısına bakarak, incil metinleri ne kadar güvenilirdir?
Diğer
eski ve önemli kaynaklarla kıyaslarsak incil’in el yazmalarının zenginliği
şaşırtıcıdır.
Tukidides’in
tarihçesi (460-400 M.Ö.) en erken M.S. 900 yılında, yani yazıldığı zamandan
1.300 yıl sonra, sekiz el yazması halinde elimizde bulunmaktadır. Bunun
gibi Herodot’un tarihçesi az sayıdadır ve daha erken yazılan kopyaları yoktur.
F.F. Bruce bu gerçekten şöyle bir sonuç çıkarıyor: “Hiçbir tarihçi kalkıp
Herodot ya da Tukididus’un doğruluklarından kuşku duymaz. Oysa, eserlerinin
en erken el yazma kopyaları yazım tarihinden 1300 yıl sonraya aittir.”
Aristo
şiirlerini yaklaşık olarak M.Ö. 343 yılında yazmıştır. Ama elimizde bulunan
en erken kopya M.S. 1100 yılına aittir. Yani, arada 1400 yıllık bir zaman
aralığı vardır. Üstelik bu el yazmalarının sayısı yalnızca beşdir.
Sezar,
Gal Savaşları tarihçesini M.Ö. 58 ve 50 yılları arasında oluşturmuştur.
Ne var ki en erken el yazmaları ölümünden 1000 yıl sonrasına aittir. Bundan
daha önceki kopyalara sahip değiliz.
incil’in
el yazmalarına gelince, elimizde o kadar çok gerçek bulunmaktadır ki, kıyaslayınca
şaşkına dönebilirsiniz. Mesih’in yaşadığı çağla ikinci yüzyıl arasındaki
zaman aralığını kapatan ilk papirüs el yazmasının bulunmasından sonra diğer
el yazmaları da gün ışığına çıktı. Günümüzde bu tarihe ait 20.000’den fazla
el yazması bulunmaktadır. İlyada’nın ise 643 el yazması vardır ve bu konuda
incil’den sonra gelmektedir.
İngiliz
Müzesi’nin kütüphane başkanı ve müdürü olan Sir Frederick Kenyon, aynı zamanda
el yazmaları konusunda birinci derecede uzmandır. Kendisi şu sonuca varıyor:
“incil’in özgün metinleriyle ilk bulunan el yazması kopyalar arasındaki
zaman aralığı yok denecek kadar kısadır. incil’in ilk yazıldığı şekliyle
elimize ulaştığına ilişkin kuşkulara yer kalmamıştır. Ayetlerin tümünün
gerçekliği ve genel bütünlüğü sonunda kanıtlanmıştır.”
Bunlara
ek olarak, incil’in Yunanca (Grekçe) uzmanlarından biri şunları ekliyor:
“En erken el yazmaları, orijinallerinden bu denli geç yazılmalarına ve sayılarının
az olmasına karşın, bazı aydınlar eski klasikleri güvenilir buluyorlar.
O halde, incil metinlerinin güvenilirliği de fazlasıyla kanıtlanmıştır.”
Bibliyografik
testin incil’e uygulanması, incil’in bütün eski yazıtlardan daha fazla yetkiye
sahip olduğunu gösteriyor. Bu yetkiye 100 yıllık yoğun metin eleştirisini
de eklerseniz gerçek incil’i elinizde tuttuğunuza inanabilirsiniz.
İÇSEL KANIT TESTİ
Bibliyografik
test, şu anda elimizde tuttuğumuz metnin özgün metinle aynı olduğunu gösteriyor.
Şimdi ise bu metnin güvenilir olup olmadığına bakalım. Eğer güvenilirse,
ne dereceye kadar güvenilirdir?
Bu
noktada eleştirmen, Aristo’nun şu deyişini savunmalıdır: “Kuşku belgeyi
içtenlikle incelemeli, ama eleştirmenin gururuna alet olmamalıdır.” Başka
bir deyişle, “Kişi belgenin söylediklerini analiz ederek dinlemeli, yazar
açık yanlışlara yer vermiyorsa, kendiliğinden yanlış ya da sahte damgası
vurmamalıdır.”
Tarihsel
sorgulama için en gerekli rehberlerden biri de şu tarihsel yöntemdir: Yazarın
ya da tanığın doğruyu yazma yeteneği metnin güvenilirliğini değerlendirmek
için tarihçiye çok yardımcı olur.
Gerçeği
anlatma yeteneği, kişinin olaylara yer ve zaman açısından ne derece yakın
olduğuyla sıkıca bağlantılıdır. İsa Mesih’in yaşamının ve öğretişlerinin
yazılı olduğu incil metinleri, görgü tanıkları ve bu görgü tanıklarını birinci
ağızdan dinlemiş kişiler tarafından kayıt edilmiştir.
incil;
Luka 1:1-4 — “Sayın Teofilos, birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini
yazmaya girişmiştir. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı
ve Tanrı sözünün hizmetkârı olanlar bunları bize iletmişlerdir. Ben de tüm
bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla
yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.”
incil;
2.Petrus 1:16 — “Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken
uydurma masallara başvurmadık. O’nun görkemini kendi gözlerimizle gördük."
incil;
I Yuhanna 1:3 — “Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü
ve işittiğimizi size ilan ediyoruz. Bizim paydaşlığımız da Baba’yla ve O’nun
Oğlu İsa Mesih’ledir.”
incil;
Yuhanna 19:35 — "Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur.
Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir.”
incil;
Luka 3:1 — “Sezar Tiberyus’un egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiye’de
Pontiyus Pilatus’un valiliği sürüyordu. Celile’de Hirodes, İtureya ve Trahonitis
bölgesinde Hirodes’in kardeşi Filipus, Abilini’de de Lisanyas yönetimin
başındaydı.
Yazılmış
olan olaylara bu denli yakınlık, tanık tarafından sunulan metnin doğruluğunu
belirlemek için son derece etkili olur. Bununla birlikte tarihçi görgü tanıklarıyla
da uğraşmak zorundadır. Çünkü görgü tanıkları olaya yakın bile olsalar,
bilinçli ya da bilinçsiz yanlışlar yapabilirler.
Mesih’le
ilgili incil kayıtları, o zaman hayatta olan kişilerin yaşamları boyunca
dillerde dolaşmıştı. Bu kişiler olayların gerçekliğini onaylayabilir ve
inkar edebilirlerdi. Müjdenin doğruluğunu savunurlarken, İsa hakkında insanlar
arasında yaygın olan bilgiyi kullandılar. Yalnızca, “Bakın biz bunları gördük”
demekle kalmadılar, ama karşıtlarına dönüp “Siz de bunları biliyorsunuz...
Siz de gördünüz” diye meydan okudular. Kişi hasmına, “Sen de biliyorsun”
derken dikkatli olmalı. Çünkü söylediklerinde yanlış varsa, hasmı bu yanlışı
onun gözüne sokacaktır.
incil;
Elçilerin İşleri 2:22 — “Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: bildiğiniz
gibi Nasıralı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler,
harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir.”
incil;
Elçilerin İşleri 26:24-26 — “Pavlus bu şekilde savunmasını sürdürürken Festus
yüksek sesle, ‘Pavlus, sen çıldırmışsın! Çok okumak seni delirtiyor!’ dedi.
Pavlus, ‘Sayın Festus’ dedi, ‘ben çıldırmış değilim. Gerçek ve akla uygun
sözler söylüyorum. Kral bu konularda bilgili olduğu için kendisiyle çekinmeden
konuşuyorum. Bu olaylardan hiçbirinin onun dikkatinden kaçmadığı kanısındayım.
Çünkü bunlar ücra bir köşede yapılmış işler değildir.’”
İlk
vaizlerin hesaba kattıkları yalnızca dost görgü tanıkları değildi. İsa’nın
ruhsal görevi ve ölümü konusunda karşıt düşüncelere sahip, daha az iyi niyetli
kişiler vardı. Elçiler yaydıkları müjde doğru olmadığı takdirde, bu kişilerin
yanlışları seve seve ortaya dökeceklerini biliyorlardı. Bu yüzden yanlış
bir müjdeyi yaymaya cesaret edemezlerdi. Ne var ki tam tersini yaptılar.
Karşıtlarına, “Siz de bunları biliyorsunuz” (incil; Elçilerin İşleri 2:22)
dediler. Gerçeklerden sapma söz konusu olsaydı, dinleyicilerden yöneltilen
sert eleştiriler ve düzeltmelerle karşılaşacaklardı.
Saint
Petrus Koleji’nden Lawrence J. McGinley karşıt tanıklarla ilgili şunları
söylüyor: “incil’deki olayların anlatımı tümüyle şekillendiğinde görgü tanıkları
hâlâ hayattaydılar. Üstelik bu tanıkların arasında olup bitenlere son derece
karşıt ve düşman olanlar vardı. Ancak anlatılan gerçekler, yanlışların düzeltilebileceği
bir ortamda insanlara sunuldu."
Chicago
Üniversitesi’nden incil uzmanı Robert Grant bu konuyu şöyle sonuçlandırıyor:
“incil’in yazıldığı dönemde görgü tanıkları vardı. Bu kişilerin tanıklıkları
tümüyle göz ardı edilmedi. Yani incil, İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve dirilişine
güvenilir bir tanık olarak kabul edilmelidir.”
incil’de
yalnızca uydurukçuların kaçınabileceği birçok olay yazılıdır. Elçilerin
krallıktaki yüksek yerler için tartışmaları, İsa’nın tutuklanışından sonraki
kaçışları, Petrus’un İsa’yı inkârı, Mesih’in Celile’de mucizeler yapamayışı,
bazı kişilerin O’nu “cinli” ya da “deli” diye suçlamaları, son günün zamanı
hakkındaki acılık dolu anları, çarmıhtaki bağırışı ve bunun gibi diğer zayıflıklarıincil’in
gerçekliğinden kuşku duymaz. Tek bir soydan bir avuç basit insanın bu denli
güçlü, çekici, ahlâksal açıdan bu kadar yüce ve insan kardeşliğini amaçlayan
bir kitabı uydurmaları incil’de anlatılanların hepsinden daha büyük bir
mucize olurdu. Yüksek Eleştirinin ortaya çıkışından iki yüz yıl sonra bile,
İsa’nın kişiliğinin, öğretişinin ve yaşamının ana hatları, Batı insanının
tarihinde en büyüleyici olgu olma özelliğini koruyor.
DIŞSAL KANIT TESTİ
Üçüncü
tarihsellik testi dışsal kanıtlarla uygulanır. Bunun için diğer tarihsel
gereçlerin belgelerdeki, içsel kanıtları onaylayıp onaylamadığına bakılır.
Başka bir deyişle, incil’in doğruluğunu, güvenilirliğini ve gerçekliğini
kanıtlayan incil’den başka hangi kaynaklar vardır?
Bilinen
diğer tarihsel ve bilimsel gerçeklerle uyum içinde olması ve onaylanması
kanıtları güçlendirir.
Elçi
Yuhanna’nın iki arkadaşı Yuhanna’nın kendi sözleriyle içsel kanıtları destekliyor.
Tarihçi Eusebius, Hierapolis’in gözetmeni olan Papius’un yazılarından şunları
sıralıyor (M.S. 130): “İhtiyar (Elçi Yuhanna) şunu da söylerdi: ‘Markos,
Petrus’un söylediği her şeyi doğru bir şekilde yazıya geçirdi. Mesih’in
gerek sözlerini, gerekse yaptıklarını sırasına uygun olmamakla birlikte
Petrus’un söylediği gibi kayıt etti. Kendisi Rab'bin yanında değildi, ama
O’nun öğretişlerini bilen Petrus’la birlikteydi. Markos, Petrus’un söylediklerini
yazarken hiç yanlış yapmadı; çünkü duyduklarını titizlikle yazmaya ve yanlış
bir tümce kullanmamaya dikkat ediyordu.”
Lyons’un
gözetmeni Irenaeus, Polycarp’ın öğrencisiydi. Seksen beş yıllık bir imanlı
olan Polycarp ise İzmir’in gözetmeni ve Yuhanna’nın öğrencisiydi. Irenaeus
şöyle yazıyor: “Petrus ve Pavlus müjdeyi Roma’da yayıp kilise kurarlarken,
Matta yazdığı kitabı İbraniler arasında ve onların kendi dillerinde dağıttı.
Onlar göçtükten sonra (ölüm. büyük olasılıkla 64 yılındaki Neron’un zulmü
yüzünden) Petrus’un öğrencisi olan Markos, Petrus’un vaazını yazıya geçirerek
bize verdi. Pavlus’un izleyicisi olan Luka, öğretmeninden öğrendiği müjdeyi
bir kitap haline getirdi. Sonra Rab’bin öğrencisi Yuhanna, Ege bölgesinde
bulunan Efes kentinde kendi kitabını yazdı.” (incil; Yuhanna 13:25, 21:20)
Arkeolojiyi
çoğunlukla güçlü dışsal kanıtlar sağlar. Esinleme alanında değil, ancak
kayıt edilen olayların gerçekliği konusunda belge sunarak müjdesel eleştiriye
katkıda bulunur. Arkeoloji, eleştirmenler tarafından “tarihsel değil, ya
da bilinen gerçeklere aykırı” diye rafa kaldırılan sayısız metnin doğruluğunu
onaylamıştır.
Arkeolojinin
William Ramsay’in ilk olumsuz düşüncelerini nasıl değiştirdiğine değinmiştik.
incil: Elçilerin İşleri bölümünde, Luka’nın Ege bölgesinin o zamana ait
kültürünü, coğrafyasını ve tarihsel konumlarını ne denli doğru bir şekilde
yazdığını görmüştü.
Luka’nın
yanlışlık yaptığından kuşkulanılmıştı. Ama doğruluğu daha sonra dışsal kanıtlarla
onaylandığından, arkeolojinin incil kayıtlarını desteklediğini söylemek
yerinde olur.
Klasik
bir tarihçi olan A.N. Sherwin White, “incil’in Elçilerin İşleri bölümünü
destekleyen tarihsel kanıtlar şaşırtıcıdır” diye yazmıştır. “Bu kitabın
en ince ayrıntılarında bile var olan temel tarihselliği reddetme çabası,
artık saçma görünmelidir. Romalı tarihçiler bunu çoktan biliyorlardı.”
incil’in
tarihselliğini ve gerçekliğini yok etmeye ben de çok çalıştım. Ancak sonunda
tarihsel açıdan güvenilir oluğu sonucuna vardım. Eğer bir kişi incil’i güvenilir
değil diye reddediyorsa, eski edebiyata ait tüm eserleri aynı nedenler yok
etmelidir. İnsanlar incil’e ve diğer laik yazıtlara, ayrı testler ve standartlar
uyguluyorlar. İncelediğimiz metin ister laik, ister inançla ilgili olsun
aynı testi uygulamalıyız. Ben kendim bunu yaptım. incil’in İsa hakkındaki
tanıklığının tarihsel olarak güvenilir olduğuna inanıyorum.”
Metinsel
ve tarihsel olarak bu denli mükemmel bir tanıklığa sahip olan, üzerinde
zekice karar verilmesi gerekilen ve bu kadar tarihsel veri içeren eskiye
ait hiçbir belge yoktur. Dürüst bir kişi böyle bir kaynağı rafa kaldıramaz.
Mesih inancının tarihsel belgelerinden kuşku duymak ne yazıkki mantığa uymayan
(doğaüstüne karşıtlıktan kaynaklanan) bir eğilimdir.”