.
Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm............ Matta 11:28
İsa'dan
başka Kurtarıcı Olmadığına dair bir araştırma.
5.
BİR YALAN UĞRUNA KİM ÖLEBİLİR? isanın
öğrencileri hayatları ölümleri isa mesihin ölümü peygamberin
Mesih inancına yapılan en büyük saldırılarda
sık sık göz ardı edilen bir konu da İsa’nın elçilerindeki değişmedir. Elçilerin
değişen yaşamları İsa’nın iddialarının gerçekliğini kanıtlamak için sağlam
bir tanıklık oluşturur. Mesih inancı tarihsel olduğundan, doğruluğunu araştırmak
için hem yazılı, hem de sözlü tanıklığa dayanmamız gereklidir.
“Tarihin”
birçok tanımı vardır, ama benim tercih ettiğim tanım, “tanıklığa dayanan
geçmiş bilgisi”dir. Bir kişi “Bu tanımı pek tutmuyorum” derse, ona “Napolyon’un
yaşadığını biliyor musun?” diye sorarım. Bu soruma, “Evet” yanıtını verirler.
“O’nu gördünüz mü?” diye sorduğumda, “Hayır” yanıtını verirler. “O halde
yaşadığını nereden biliyorsunuz?” deyince, Napolyon’u görmüş kişilerin tanıklıklarına
dayanırlar.
Tarihin
böyle tanımlanmasında bir tek sorun vardır. Tanıklık güvenilir olmalıdır,
yoksa dinleyen kişi yanlış bilgilendirilmiş olacaktır. Mesih inancı, tanıklığa
dayanan geçmiş bilgisini içerir. O zaman şimdi şöyle sormalıyız: “İsa’yla
ilgili sözlü tanıklık doğru mudur? İsa’nın söyledikleri ve yaptıkları güvenilir
bir şekilde taşınmış mıdır?” Ben öyle olduğuna inanıyorum.
Elçilerin
tanıklıklarına güvenebilirim, çünkü bu on iki kişiden on biri, iki gerçek
uğruna şehit oldular: Mesih’in ölümden dirilişi ve Tanrı Oğlu olması. İnandıkları
bu gerçekler uğruna işkence gördüler, kırbaçlandılar ve sonunda o zamanın
en zalim yöntemleriyle öldürüldüler:
1.
Petrus çarmıha gerildi.
2.
Andreya çarmıha gerildi.
3.
Matta kılıçla öldürüldü.
4.
Yuhanna doğal olarak öldü.
5.
Alfay oğlu Yakup çarmıha
gerildi.
6.
Filipus çarmıha gerildi.
7.
Simun çarmıha gerildi.
8.
Taday oklarla öldürüldü.
9.
İsa’nın kardeşi taşlanarak
öldürüldü.
10.
Tomas mızrakla öldürüldü.
11.
Bartalmay çarmıha gerildi.
12.
Zebedi’nin oğlu Yakup
kılıçtan geçirildi.
Şimdi
şöyle bir yanıt verebilirsiniz: “Ne olmuş yani, birçok kişi yalanlar uğruna
ölmüştür. Bu neyi kanıtlar?”
Evet,
birçok kişi yalanlar uğruna ölmüş, çünkü gerçek olduklarını sanmışlardır.
Eğer diriliş gerçekleşmediyse, öğrenciler bunu biliyorlardı. Onların aldanmış
olabileceklerini söylemem ise mümkün değildir. O halde bu on iki kişi yalnızca
bir yalan uğruna ölmediler, işin kötüsü bunun yalan olduğunu biliyorlardı.
Tarih boyunca bir şeyin yalan olduğunu bile bile uğrunda ölen on iki insan
bulmak çok zordur.
Elçilerin
ne yaptıklarını anlayabilmek için birkaç etkeni bilmemiz gereklidir. Birincisi,
elçiler gördükleri olayların tanıkları olarak konuşup yazdılar.
Petrus
şöyle dedi: “Rabbimiz İsa Mesih’in kudretini ve gelişini size bildirirken
uydurma masallara başvurmadık. O’nun görkemini kendi gözlerimizle gördük”
(İncil: 2.Petrus 1:16). Elçiler, masal, efsane ve gerçek arasındaki farkı
iyi biliyorlardı. Yuhanna görgü tanıklığını şu şekilde dile getiriyor: “Yaşam
Sözüyle ilgili olarak başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimizle
gördüğümüzü, seyredip ellerimizle dokunduğumuzu ilan ediyoruz. Yaşam açıkça
göründü, onu gördük ve ona tanıklık ediyoruz. Baba’yla birlikte olup bize
görünmüş olan sonsuz Yaşam’ı size ilan ediyoruz. Evet, sizin de bizlerle
paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü ve işittiğimizi size ilan ediyoruz.
Bizim paydaşlığımız da Baba’yla ve O’nun Oğlu İsa Mesih’ledir" (İncil:
1.Yuhanna 1:1-3).
Luka
şöyle dedi: “Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişmiştir.
Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkârı
olanlar bunları bize iletmişlerdir. Ben de tüm bu olayları ta başından özenle
araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm"
(İncil: Luka 1:1-3).
Daha
sonra İncil: Elçilerin İşleri bölümünde, Luka dirilişten sonraki kırk günlük
süreyi şöyle dile getiriyor: “İlk kitabımda İsa’nın yapıp öğretmeye başladığı
her şeyi, seçmiş olduğu elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruklar verip
yukarı alındığı güne dek olanları yazmıştım. İsa, ölüm acısını çektikten
sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi.
Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı’nın Egemenliğine dair konuştu” (İncil:
Elçilerin İşleri 1:1-3).
Yuhanna
yazdığı kitabın son kısmına, “İsa, öğrencilerinin önünde başka birçok mucizeler
yaptı” diye yazmıştır (İncil; Yuhanna 20:30).
Bu
tanıklıkların ana içeriği dirilişle ilgilidir. Elçiler İsa’nın dirilişinin
tanıklarıdır:
İncil’den:
Luka
24:48...............Elçilerin İşleri 3:15
Yuhanna
15:27..........Elçilerin İşleri 4:33
Elçilerin
İşleri 1:8........Elçilerin İşleri 5:32
Elçilerin
İşleri 2:24-32..Elçilerin İşleri 10:39
Elçilerin
İşleri 10:41.....1.Yuhanna 1:2
Elçilerin
İşleri 13:31.....Elçilerin İşleri 22:15
1.Korintliler
15:4-9......Elçilerin İşleri 23:11
1.Korintliler
15:15........Elçilerin İşleri 26:16
İkinci
olarak, elçiler İsa’nın ölümden dirildiğine ikna olmalıydılar. İlk önce
buna inanmadılar, kaçıp saklandılar (İncil; Markos 14:50). Kuşkularını dile
getirmeye çekinmediler. Yalnızca, bol ve ikna edici kanıt gördüklerinde
inandılar. Örneğin İsa’nın yaralarına dokunmadıkça ölümden dirildiğine inanmayacağını
söyleyen Tomas vardı. Tomas, daha sonra Mesih uğruna şehit oldu. Acaba aldanmış
mıydı? Aldanmadığını canını vererek gösterdi.
Sonra
Petrus vardı. Yargılandığı sırada Mesih’i birkaç kez inkâr etti; sonunda
da terk etti. Ne var ki bu korkağa sonradan bir şeyler olmuştu. Mesih’in
çarmıha gerilişinden ve gömülmesinden sonra Petrus, Kudüs’te ortaya çıkıp
ölümle tehdit edilmesine karşın İsa’nın Mesih olduğunu ve ölümden dirildiğini
vaaz etti. Sonunda Petrus baş aşağı çarmıha gerilerek öldürüldü. Aldanmış
mıydı? Ne olmuştu ona? O’nu İsa uğruna ölecek kadar cesur bir kişi haline
getiren ne olmuştu? Neden O’nun uğruna ölümü göze almıştı? Benim bulabildiğim
tek açıklama şudur: İncil: 1.Korintliler 15:5 – “İsa Kifas’a, (Petrus’a)
ve sonra Onikilere göründü” (Yuhanna 1:42).
Bunun
yanında bir de İsa’nın kardeşi olan Yakup örneğimiz vardır (İncil: Matta
13:55; Markos 6:3). Yakup ilk on ikiden biri olmasa da (İncil: Matta 10:2-4),
sonraları Pavlus’la Barnabas (İncil; Elçilerin İşleri 14:14) gibi bir elçi
olarak tanınmıştır (İncil: Galatyalılar 1:19). İsa hayattayken O’nun Tanrı
Oğlu olduğuna inanmıyordu. Belki de diğer kardeşleriyle birlikte İsa’yla
alay etmişti. Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı (İncil; Yuhanna 7:5)
İsa’nın acayip iddialarla ortalarda dolaşıp ailenin adını lekelemesi Yakup’u
yaralamış olmalıydı. (“Yol, gerçek ve yaşam ben’im. Benim aracılığım olmadan
kimse Baba’ya gelemez" - İncil: Yuhanna 14:6; “Ben asmayım, siz çubuklarsınız”
- İncil: Yuhanna 15:5; “Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım” - İncil: Yuhanna
10:14). Sizin kardeşiniz böyle konuşmuş olsaydı nasıl karşılardınız?
Ne
var ki Yakup’a bir şeyler oldu. İsa çarmıha gerilip gömüldükten sonra, Yakup
Kudüs’te vaaz ediyordu. İsa’nın insanların günahları için öldüğünü, dirildiğini
ve yaşadığını söylüyordu. Sonunda Yakup, Kudüs kilisesinin önderlerinden
biri oldu ve kendi adıyla anılan İncil’in Yakup bölümünü yazdı. Yazdığı
bölüme, “Tanrı’nın ve Rab İsa Mesih’in kulu ben Yakup...” diye başladı.
Yakup, en sonunda başkâhin Hananya aracılığıyla taşlanarak öldürüldü. Yakup
aldanmış mıydı? Hayır. Bunun tek mantıklı açıklaması da İncil: 1.Korintliler
15:7 – "Bundan sonra Yakup’a... göründü."
İsa’nın
dirilişi yalan olsaydı, elçiler bunu bilirlerdi. Dev bir palavra mı uydurmuşlardı?
Onların yaşamlarındaki ahlak düzeyinin yalan söylemeye uygun olmadığını
biliyoruz. Kişisel olarak yalancıları suçladılar ve dürüstlüğü vurguladılar.
Gerçeği bilmeleri için insanları teşvik ettiler. Tarihçi Edward Gibbon,
Roma İmparatorluğu’nun gerilemesi ve yıkılması adlı ünlü eserinde Mesih
inancının gelişmesinin baş nedenlerinden biri olarak, “ilk imanlıların temiz
ve gerçek ahlak düzeylerinden” söz eder. Diriliş, çarmıha gerilen bir öğretmenin
hayal kırıklığına uğramış öğrencilerini ilk kilisenin cesur tanıkları ve
şehitleri durumuna getiren inançtı. İsa’nın izleyicilerini Yahudilerden
ayıran ve onları diriliş toplumu haline getiren nedenlerden biri buydu.
İsa’nın izleyicilerini hapse atabilir, kırbaçlayabilir ve öldürebilirdiniz,
ama “İsa'nın üçüncü günde dirildiği inancından onları döndüremezdiniz.”
Üçüncü
olarak, elçilerin dirilişi görmelerinden hemen sonraki cesaretleri bunun
bir uydurma olduğu sanısını ortadan kaldırıyor. Korkarak Mesih’i inkâr eden
Petrus ölümle tehdit edilmesine karşın dirilişinden sonra İsa’yı ilan etmeye
başladı. Mesih’in izleyicileri yetkililer tarafından tutuklanıp dövüldüler,
ama hemen sonra sokaklara çıkıp İsa hakkında konuşmaya devam ettiler (İncil:
Elçilerin İşleri 5:40-42). Arkadaşları ve düşmanları onların cesaretlerine
hayret etmişlerdi. Üstelik korkarak küçük kenar mahallelerde değil, Kudüs’te
vaaz ettiler.
Eğer
elçiler İsa’nın dirilişinden emin olmasalardı, işkence ve ölüme göğüs geremezlerdi.
Bildirilerindeki tutarlılık ve yılmayan cesaretleri şaşırtıcıydı. Hepsi
de diriliş gerçeği konusunda fikir birliğindeydiler. Eğer yalan söylemiş
olsalardı, içlerinden biri gördükleri zulüm karşısında mutlaka dönerdi.
Fransız
düşünürü Pascal şöyle yazıyor: “Elçilerin sahtekâr oldukları iddiası çok
saçmadır. Olanlara mantıksal açıdan bakalım. Diyelim ki, İsa Mesih’in ölümünden
sonra bu on iki kişi toplanıp O’nun ölümden dirildiğini uydurdular. Böylece
hem sivil hem de din yetkililerine saldırıda bulunmuş olacaklardı. İnsanın
yüreği dönekliğe ve değişime eğilimlidir; maddecilikle ayartılır ve vaatlerle
aldatılır. Ancak, eğer bu adamlar böyle çekici ayartılara kapılmış olsalardı,
hapis ve işkence karşısında sahtekârlıkları mutlaka ortaya çıkardı.”
Nasıl
oldu da bu on iki kişi, bir gecede, her yerde İsa’yı ve ölümden dirilişini
vaaz ederek, her türlü baskı, alay, zorluk, hapis ve ölümü cesaretle karşılayan
kahramanlar haline dönüştüler?
Adı
bilinmeyen bir yazar, elçilerin yaşamlarında oluşan değişimleri şu şekilde
dile getiriyor: “İsa’nın çarmıha gerildiği gün, üzüntüyle doluydular. Oysa
haftanın ilk günü seviniyorlardı. Çarmıha gerilme gününde ümitsizdiler,
oysa haftanın ilk günü yürekleri ümit ve cesaret doluydu. Dirilişin haberi
kendilerine ilk ulaştığında kuşkulu ve imansızdılar, ama gözleriyle görüp
emin olunca bir daha kuşkuya düşmediler. Bu denli kısa bir zaman içinde
bu adamların böylesine değişmesi nasıl açıklanabilir? Yalnızca İsa’nın bedeninin
mezardan çıkarılmış olması böyle köklü bir değişimle sonuçlanamazdı. Onları
bu kadar etkileyen bir efsanenin gelişmesi için üç gün yeterli değildi.
Bu tür masalların gelişip kimlik bulması için çok daha uzun bir süre gereklidir.
Elçilerin değişimi, tam bir açıklama gerektiren psikolojik bir olaydır.
Dünyadaki en yüksek ahlak dersini veren tanıkların kişiliklerini, üstelik
bunların tanıklık ettikleri gerçek uğruna canlarını verdiklerini düşünün.
Bir evin üst katında toplanan korkak küçük bir grup, birkaç gün içinde hiçbir
baskının sindiremediği cesur ve ateşli insanlar haline geliyor. Bu insanlardaki
derin değişikliği “sahtekârlık yaptılar” diye kestirip atmak mantığa sığmaz.
Dirilişin
ve Kutsal Ruh’un gelişinin öğrenciler üzerinde etkisi çok önemlidir. Geçmişteki
günlere bakarak İsa’nın İsrail’i kurtaracağını uman, hayal kırıklığına uğramış,
cesaretleri kırılmış kadın ve erkekler ateşli tanıklar haline geldiler.
Toplumun
ahlak yapısını değiştiren bu insanlar, kurnaz yalancılar mı, yoksa aldanmış
deliler miydi? Bu seçeneklerin kabul edilmesi dirilişin kabul edilmesinden
daha zordur. Çünkü bunları kanıtlayacak hiçbir şey yoktur.
Elçilerin
ölümü bile göze alan kararlılıkları, sahtekârlık adı altında geçiştirilemez.
Britannica Ansiklopedisi’ne göre, tarihçi Origen, Petrus’un baş aşağı çarmıha
gerildiğini kayıt etmiştir: “Böylece Petrus, Rabbimizin peygamberlik ettiği
gibi taşınarak Vatikan tepesindeki Nero bahçelerinin yanındaki yere ölmesi
için götürüldü. Birçok kardeşi de aynı yerde öldürülmüştü. Petrus, Rab’bi
gibi ölmeye layık olmadığını söyleyerek kendi rızasıyla baş aşağı çarmıha
gerildi.”
Petrus
ve Pavlus tanıklıklarını kanlarıyla mühürlediler. Tarihçi Tertullian, “gerçeği
bildiğinden emin olmayan kimse canını vermez” demiştir.
Tanıklığı
çürütme ve bir tanıklığın doğruluğunu belirleme üzerinde yıllarca çalışmış
olan Harvard hukuk profesörü Simon Greenleaf şöyle bir sonuca varıyor: “Askeri
tarihte bile böylesine kahramanca bir bağlılık, sabır ve yılmayan bir cesaret
ortaya koyan başka bir örnek yoktur. Elçiler, iman temellerini ve gerçeklerin
kanıtlarını titizlikle incelemişlerdi.”
Elçiler
ilan ettikleri gerçeklerin doğruluğunu kanıtlamak için ölüm sınavından bile
geçtiler. Onların tanıklığına, bugün karşılaştığım insanların tanıklığından
daha çok güvenebileceğime inanıyorum.