.
<< Lütfum sana yeter, Çünkü gücüm, güçsüzlüğünde tamamlanır.>> 2.Korint 2:9
isvicreincilkilisesi@gmail.com
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürich mesih imanlıları kilisesi
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürichh mesih imanlıları kilisesi
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürichh mesih imanlıları kilisesi
Ateist iken Tanrı'yı Buluşum
Kurtulmak için ne etmeliyim? Rab İsa'ya
iman et ve evin halkı ile sen de kurtulursun. Elçilerin işleri, 16, 30-31
Ateist iken Tanrıyı Buluşum
Merhabalar
ben İlhami, 24 yaşındayım. 15 yaşlarına kadar ismen bir Müslüman olarak
yaşadım. Çok erken yaşlarda felsefe akımları ve kaba materyalizm ile tanıştım.
Bu yönlü ilgim ve arayışlarım oldukça hızlı gelişiyordu. Tabi ki bu arayış
ve ilgimin doğal bir sonucu olarak da zamanla çok iyi bir ateist oldum.
Aslında daha küçükken de bu ateistane duygular bende biraz da olsa vardı.
Çünkü din(ler) adına yapılanları gördükçe ve yaşadıkça dinlerden, peygamberlerden,
hatta Allah'tan bile nefret eder hale gelmiştim.
Bir ateist olarak yaşamımı
sürdürürken, Türkiye'de siyasi bir partide yıllarca çalıştım. Bu süreçte
dört elle sarıldığım ve umut bağladığım tek şey 'Hümanizm' olgusuydu. Çünkü
ben ancak hümaniterlikle her şeyin gerçekleşebileceğine inanıyordum. Ki
bana göre hümaniterlik, eşittir iyi işler, iyi işler eşittir doğru yaşamaktı.
Yani bir nevi böyle yaparak, mutlu olacağımı sanıyordum.
Burada benim açımdan oldukça çarpıcı
olan bir gerçeği söyleme ihtiyacını çok derinden hissettiğimi itiraf etmeliyim.
O da şu ki, hiçbir zaman mutlu olamadığımdır. İçimde hep birşeylerin eksik
olduğu duygusu vardı. Bütün uğraş ve yoğunlaşma çabalarıma rağmen, bu eksik
yönümün ne olduğunu bir türlü bulamıyordum.
Bir ailem, ailemle iyi bir ilişkim, iyi bir işim, hiç de az olmayan bir
çevrem ve birçok arkadaşım da vardı. Ama peki neden mutlu değildim?
Mutsuzluğumun asıl nedenini çözememenin doğal bir sonucu olarak, bu mutsuzluğumu
başka nedenlere bağlıyordum. İçimdeki derin mutsuzluk ve boşluk duygusunu
bir türlü gideremiyordum. Bu durumdan kurtulmak, yani bu mutsuzlukla boşluğumu
gidermek için yaptığım her şey beni mutlu etmek bir yana, içsel mutsuzluğumu
daha da derinleştiriyordu.
20 yaşlarıma doğru hayatımda ilk defa Tanrı Sözü olan İncil'i okumuştum.
Tabi ki bu okuma tamamıyla siyasi bir göz ve yaklaşımla olmuştu. Çok derin
olmasa da İncil üzerine bir yoğunlaşma yaşamıştım o zaman.Zaman içerisinde gelişen yoğunlaşmalarımda;
"Acaba Tanrı var mıdır, peki ya gerçekten Tanrı varsa!" diye hep
kendi kendime sorular soruyordum. Tabi ki bu yönlü bende gelişen düşünce
ve sorulara, her zaman kestirmeci cevaplar vererek, kendi kendimi avutup
yatıştırıyordum.
Evet, gerçekten de kendi kendimi yatıştırıyordum. Çünkü eğer İncil'de yazılanlar
gerçekten doğru ise, o zaman Tanrı'yı red eden bir ateist olarak beni bekleyen
kaçınılmaz sonuç; sonsuz karanlık, ölüm ve bir bütün olarak Tanrı'nın gazabı
olacaktı.
Tabi ki Tanrı gerçeği hakkında doğru ve sağlıklı bilgi edinme temelinde
Rab İsa Mesih'e iman etmem, oldukça uzun bir süreyi aldı.
Aslında bu süreçte Tanrı gerçeği hakkında doğru bilgiye ulaşma istemini
bende güçlendiren temel etkileyici faktör olma açısından hayatımın dönüm
noktasını oluşturan Damaris adındaki imanlı bir kızkardeş ile tanışmam oldu.
Tabi ki ilk başlarda bende hakim olan herşeyi felsefe kurallarıyla ve kaba
materyalizmin bakış açısına göre değerlendirme anlayışım, gerek okuduklarımı
gerekse de kardeşlerin söylediklerini anlamamı daha da zorlaştırıyordu.
Ama zaman içerisinde hem Damaris kızkardeşle, hem de daha sonradan tanıştığım
ve imanda öz kardeşlerim olan Yusuf ile Laurent'le gelişen konuşmalarım,
sohbetlerim imanlı olmam yolunda benim için güçlü birer adım oldular.
Bu kardeşlerle gelişen konuşmalarım ve İncil'i okumam bende çok ciddi bir
etkiye yol açtığı gibi, artık yavaş yavaş eski anlayış ile düşüncelerimle
çelişmeme de neden oluyordu. Aynı zamanda bu etki, beni daha fazla Tanrı
gerçeği hakkında araştırmaya ve bilgi edinmeye yöneltiyordu. Gerçeğe ulaşmaya
dönük bu arayışım sonucu artık Tanrı olgusu kafamda ve yüreğimde olgunlaşarak,
büyük bir yer edinmeye başlıyordu.
İnsan hayatında Tanrı olmadan, Tanrı ile süreklileşen bir ilişki içinde
bulunmadan insanın hiçbir şekilde mutlu olamayacağını anlamaya başlıyordum.
Önceleri nedenini bir türlü çözemediğim mutsuzluğumun da, Tanrı'dan uzak
oluşumdan kaynaklandığını artık biliyordum. Çünkü insanın Tanrı'yı red ederek,
O'ndan uzaklaşması ve sadece görünen maddi hayata yönelmesi hem insanın
maneviyat yönünün boş kalmasına, hem de insanın mutsuz ve en önemlisi UMUTSUZ
olmasına neden olduğunu artık net olarak görebiliyordum.
Tanrı gerçeği hakkında okudukça, dinledikçe ve biraz da olsa bu konuda belli
bir anlam verme gücü geliştikçe adeta dehşete kapılıyor, beynimde ve yüreğimde
kelimenin tam anlamıyla bir deprem etkisi yaratıyordu. Çünkü edindiğim bu
yeni bilgiler, yıllardır hem evrenin oluşum ve gelişimine hem de herşeye
ilişkin öğrendiğim düşünce ve tezleri birer birer çürütüyordu. Tüm bunlar
ilk etapta benim için oldukça zor ve anlaşılmazdı.
Ama şimdi ise tüm bir evrenin yaratılma aşamasını Tanrı'nın kendisinin gerçekleştirdiğini
anlıyorum. Tanrı'nın bütün evreni muhteşem bir düzenlilik içerisinde yarattığı
tartışma götürmez bir gerçekliktir. Kutsal Kitap'ın Yaratılış bölümünü okuyunca
bu gerçeklikten çok daha emin olabildim. Evrenin yaratılışını ve oluşumunu
bir "Bing-Beng" ile açıklamanın ne denli büyük bir çarpıtma, gerçeklikten
uzak ve aslında derinliğine düşünüldüğünde pek de mantıklı bir yanının olmadığını
görebildim.
Aylar ile mevsimlerin düzenine, doğanın bu denli muhteşem dengesine ne demeliydi?
Yağmurun yağışına, dünyanın Ay ve Güneş ile düzenli bir hareket içinde olmasına
ne demeliydi peki? Tabi ki tüm bunlar, Tanrı'nın muazzamlılığını ve gücünü
gösteriyor. Aslında yarattığı evrene bakarak, O'nun eşsizliğini anlayabilmek
çok daha mümkün olmaktadır.
Tanrı'nın varlığı kafamda netleşince, bu sefer de "peki peygamberlerle
Tanrı arasında ne gibi bir bağ var?" sorularını sormaya başladım kendi
kendime. Önceki düşünceme göre peygamberler, kendi dönemlerinin iyi birer
devrimcileriydiler. Özellikle İsa Mesih'i çok iyi bir devrimci olarak tanımlıyordum.
Ancak Kutsal Kitabı okuyunca, Tanrı'nın önceleri insanlara peygamberler
aracılığıyla seslenerek, onlara her dönemde doğru yolu yine bu peygamberler
vesilesiyle gösterdiğini anlamaya başlıyordum.
Peki ya İsa Mesih kimdi? Bir peygamber mi, bir devrimci, bir filozof mu
ya da bir büyücü mü? O'nu diğer peygamberlerden ayıran temel farkları nelerdi,
neden bu kadar gelmiş geçmiş peygamber veya önder arasında sadece O, bu
kadar etkileyici ve kalıcı olabildi?
İsa Mesih'in kim olduğunu anlamaya çalıştıkça, kafam adeta kaynayan bir
kazana dönüşüyordu. Neden O'na Tanrı'nın Oğlu deniliyordu, O'nun yaptığını
herhangi başka bir peygamber de yapamaz mıydı? diye kafamda soru soruyu
kovalayıp duruyordu.
İsa Mesih "Yol, gerçek, yaşam benim. Benim aracılığım olmadan kimse
Baba'ya gidemez" diyordu. İsa Mesih'in doğumuna, yaşamına ve ölüp dirilmesi
gerçekliğine bakılınca, O'nun gelmiş geçmiş diğer tüm insanlardan (peygamberlerden)
çok daha büyük bir farka sahip olduğunu görmek zor olmamaktadır.
O, "Ben size yaşam vermeye geldim" diyordu. Yaşamın ta kendisi
olma gerçeğinden kaynaklı olsa gerek ki İsa Mesih'te öncelikle akıllara
durgunluk veren büyük bir sevgi vardı. O'ndaki sevgi, öylesine büyük bir
sevgiydi ki, bunun uğruna hiç çekinmeden, ama bile bile çarmıha gerilmesine,
bedeninin deşilmesine ve kanının akıtılmasına razı oldu.
İsa Mesih her şeyden önce biz insanları ölümden yaşama geçirme, karanlıktan
aydınlığa çıkarma ve en önemlisi de bizleri günahlarımızdan özgür kılarak,
sonsuz yaşama kavuşturmak için dünyamıza geldi. Tanrı sözü olarak beden
aldı ve aramızda yaşadı. O bütün günahlarımızın, isyanlarımızın bedelini
ödemek, tüm ağır yüklerimizi yüklenmek, hastalıklarımıza şifa olmak ve bizleri
göksel mirasa (sonsuz yaşama) ortak etmek için geldi.
Ey
bütün yorgunlar ve yükleri ağır olanlar, bana gelin ve size ben rahat veririm.
Matta 11:28
O kusursuz bir Tanrı kuzusuydu. Bundandır ki O'nun yaşamında kine, nefrete,
savaşa, öldürmeye, kıskanmaya dair bir özelliğe rastlamak mümkün olmuyor.
O insanlara öldürmeyi değil, sevmeyi bir buyruk olarak verdi. İsa Mesih daha dünyamızdayken yaptığı mucizelerle insanüstü Tanrısal bir
varlık olduğunu zaten göstermişti. Körlerin gözünü açıyor, sakatlara yürüyebilme
gücü veriyor ve en önemlisi de ölü insana yaşam verebiliyordu. Ölü bir insanı
diriltebilme gücü, ancak ve ancak Tanrı'ya has bir özellik olabilir. İşte
İsa Mesih'in bunu yaptığını düşündükçe, O'nun gerçekte bir peygamber değil
de, Tanrı'nın bir parçası olduğu kanaatine vardım.
Tüm insanlar ve yine peygamberler günah işlemiş, dolayısıyla günahkardılar.
Ama günahı bilmeyen ve işlemeyen tek kişi sadece ve sadece İsa Mesih'ti.
İçinde yaşadığımız evren var olalı İsa Mesih dışında, hiçbir peygamber veya
insan ölüp dirilmemiştir bugüne kadar. Yine herkes öldüğünde toprağa gömülür
ve zamanla yok olup gider. Ama İsa Mesih öldükten üç gün sonra dirilip göğe
çıkmıştır. Aslında tüm bu temel fark ve özellikler, İsa Mesih'in kimliğini
ve O'nun gerçekte kim olduğunu bize net bir şekilde açıklamaktadır.
Tabi ki tüm bunlar Tanrı Planı'nın bir parçasıydı. Tüm bir insanlığın günahını
yüklenenin günahkar bir doğaya sahip olması elbetteki beklenemezdi. İnsanları
günahlarından arındıran, insanlarla aynı doğayı paylaşması tabi ki düşünülemezdi.
İnsanları özgürleştiren, onlarla aynı doğayı paylaşamazdı. Çünkü günahkar
insanla aynı doğaya sahip olan birisi zaten bunu yapamaz, bunu yapmaya gücü
yoktur.
Ama İsa Mesih günahsız olduğu için insanları günahlarından kurtarabildi
ve onlara sonsuz yaşamı verebildi. Acaba İsa Mesih'in bu tek doğruluk eylemi
gerçekten de bizleri günahlarımızdan arındırmaya ve kurtarmaya yeter mi,
bizi gerçekten günahlarımızdan özgür kılmaya yeterli mi? sorularına cevabım
her zaman için evet idi. Neden mi dersiniz?
Çünkü Tanrı ilk önce Aden bahçesinde Adem ile Havva'yı yarattı. Onlar ilkin
günahsızdılar, paktılar. Ama onların sözdinlemezliği, dolayısıyla Tanrı'ya
karşı itaatsizlikleri günah işlemelerine ve bu günahın aynı zamanda tüm
bir insanlığa geçmesine neden oldular. Adem'in itaatsizliği, insanlığa günah
ve ölüm oldu. İsa Mesih'in tek doğru eylemi, itaatkarlığı ise insanlığa
yaşam ve kutsallık oldu.
İşte biz insanlar da tıpkı ilk atamız Adem gibi günahkarız. Kötülük, dolayısıyla
günah biz insanların mayasında vardır. Eğer gerçekten de bizler bu günahımızı
itiraf etmeden, bu günahtan ciddi anlamda pişmanlık duymadan ve en önemlisi
de tüm bunlardan dolayı tövbe etme ihtiyacını çok derin hissetmeden, İsa
Mesih'in kanı aracılığıyla bize sağladığı kurtuluşu da anlayamayız.
Evet, artık kendime GÜNAHKARIM demekten çekinmiyordum. Çünkü eğer, kendime
göre doğru ama Tanrı'ya göre yanlış yaşıyorsam, bu benim günahkar olduğum
anlamına gelir. Peki bu şekilde Tanrı beni kabul eder mi? Tabi ki günahkar
halimizle Tanrı bizleri kabul edemez. Çünkü O bizleri pak, lekesiz ve günahsz
görmek istiyor.
Evet İsa Mesih'e iman ettiğimizde Tanrı'nın nazarında günahsız sayılıyoruz.
Çünkü Tanrı önceki yaşamımızdaki tüm günahlarımızı İsa Mesih'in kanı aracılığıyla
siliyor. Aslında İsa Mesih'in günahlarımızı kendi kanıyla silmesini bir
'Silgi'ye benzetebiliriz. Nasıl ki eski kirli bir kağıda yeni bir şey yazamıyorsak,
eski günahkar tabiatımızla da bizler Tanrı'ya yaklaşamayız. Kirli kağıda
yeni bir şey yazmak için kağıdın silinmesi, bizlerin de Tanrı'ya yaklaşabilmesi
için eski günahkar tabiatımızdan arınıp, temizlenmemiz gerekir.
Rab İsa Mesih, "Bana iman eden kurtulacaktır" diyerek, günahtan
kurtuluşun ve sonsuz yaşama ulaşmanın tek yolu olduğunu çok net bir şekilde
vurgulamıştır.
"İşte kapıda durmuş, kapıyı
çalıyorum. Eğer biri işitir, kapıyı açarsa, O'nun yanına gireceğim. O benimle,
ben O'nunla birlikte akşam yemeği yiyeceğiz."
Tanrı bizleri karşılıksız olarak seviyor ve biricik oğlu İsa Mesih'in kanı
aracılığıyla bizleri günahlarımızdan özgür kılıyor. "Tanrı dünyayı
o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi." Bu da Tanrı'nın biz insanlara
olan sevgisinin büyüklüğünü, merhametinin muazzamlığını ve kurtuluş planının
muhteşemliliğini göstermektedir.
Her şeye gücü yeten Tanrı, bizleri kurtarmak için ellerini bize uzatmıştır.
Yeter ki bunu anlayabilelim ve O'nun, İsa Mesih'in kanı aracılığıyla bize
sunduğu sonsuz yaşam fırsatını kaçırmayalım ve hep Rab ile kalabilelim.
Bunun için bize düşen sadece ve sadece Tanrı'nın akıllara durgunluk veren
sevgi dolu büyük lütfunu kabul etmek ve Rab İsa Mesih'e iman etmektir. Ben,
insanın böyle yaparak ancak mutlu, huzurlu ve en önemlisi de UMUTLU bir
yaşam sürdürebileceğine inanıyorum.
Ben, bana uzanan bu kutsal kurtarıcı eli tuttum ve kurtuldum. Bunun için
şimdi ve her zaman için Tanrı'ya şükrediyorum. Amin!