.
<< Lütfum sana yeter, Çünkü gücüm, güçsüzlüğünde tamamlanır.>> 2.Korint 2:9
isvicreincilkilisesi@gmail.com
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürich mesih imanlıları kilisesi
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürichh mesih imanlıları kilisesi
ilhami ateist iken Tanrıyı buluşum Tanrıyı bulmam ateizim isvicre incil kilisesi Yusuf Engin Türk Hristiyanlar isviçre incil Kilisesi isviçre zürichh mesih imanlıları kilisesi
Kim Benim inancimi seçmişti?
Merhaba,
Ben Orhan, 1972 Yılında Gaziantep’te 4 çocuklu Müslüman bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim, Ailem özelliklede babam inancınca bağlı bir insan idi, namaz kılar ve diğer dini vecibelerini yerine getirir ve çocuklarının da kendisi gibi olmasını isterdi, bundan dolayı beni ve diğer kardeşlerimide okullar tatil olunca Camiye göndererek Kuran’ı okumamız ve öğrenmemiz için teşvik ederdi, bende her 9-10 yaşındaki çocuğun olduğu gibi, belki orada yaşıtım başka çocuklar olduğundan, belkide Baba korkusundan bu isteğe itaat eder ve giderdik, İlkokul hayatım boyunca bu böyle devam etti, bu arada ben Kuranın Arapçasını 2 veya 3 kez okumuştum (Hatim etmiştim), ortaokulda`da bu rutin yaşantım devam etti, ancak Lise yıllarında bazı şeyleri daha net anladığım için camiye gitmek istemedim ve gitmedim, ancak Orta ve Lise eğitimim sırasında almış olduğum camii eğitiminden dolayı "Din dersinde" hep yüksek puanlar alıyordum, ve aradan yıllar geçmesine rağmen bügün bile birçok Müslüman'dan daha fazla Kuran Sureleri ezberimdedir, çünkü inandığım bir şeyi tam anlamıyla yapmalıydım, aksi takdirde sadece dinimi Annem, Babam Müslüman olduğu için veya başka Din seçme şansı tanımadıkları için bu dini bir “kültür” gibi seçmiş olurdum, (aslında az sonra anlatacağım gibi Müslümanlığı ben seçmemiştim, ailem beni müslüman yapmıştı ve birçok insanında benim durumumda olduğundan eminim) ama ben biliyordumki Bir Tanrı var ve birgün herkes o Tanrının yanına gidecektir ve o zaman ona nasıl hesap vereceğim diye o an inandığım şeyi oldukça derin araştırıyordum,
Lise yıllarında bir Ramazan ayı döneminde birgün Kuran’ın Türkçe mealini bana hediye ettiler ve büyük bir sevinçle hergün okumaya başladım, çünkü ben Arapça bilmiyordum ve Tanrının Kuranda ne söylediğini, ne yapmam ve yapmamam gerektiğini ben anlamıyor, sadece Babamın, Büyük Ağabeylerin veya Camii hocasının dediklerini yapıp, Tanrı’nın böyle istediğini sanıyordum, bundan dolayı Türkçe Kuran beni daha çok etkilide çünkü Tanrının sözlerini direk ben anlayacak ve uygulamaya çalışacaktım.
Ancak bu Türkçe kuran bende Müslümanlık inancımın zayıflamasına ve zamanla bitmesine neden oldu, çünkü okuduğum Kuran sözleri beni şok ediyordu, yeryüzünde yaşayan milyarlarca Müslüman var ama hepsi Arapça bilmiyordu ama Kuran şöyle diyordu.
Apaçık Kitab'a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu arapça bir Kur'an yaptık. (Zuhruf 3)
Böylece biz sana arapça bir Kur'an vahyettik ki, şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarasın. (Şura 7)
Bu sözlere göre, Tanrı nasıl olurda sadece özel bir ülkedeki insanlar için bunu söyleyebilirdi ki? Ya İstanbul’da, Sivas’da, İzmir’de, Antep’te yaşayanlar ne olacak? Bunlar Arapça anlamıyorsa ne olacaktı? Tanrı sadece Arapçamı biliyordu yoksa??, neden İncil, Tevrat, Zebur (O dönemde bunların ayrı dinler ve kitapları olduğunu sanıyordum) her dilde varken, her dile çevrilebilirken neden kuran sadece Arapçaydı? Bunları öncelikle babamla, sonrada din öğretmenlerimle konuştuğumda bana doğru dürüst bir açıklama yapmadılar, sadece “Kuran ne diyorsa öyledir, fazla düşünme” dediler, ama onların bu sözleri ve Türkçe Kurandan okuyup ve Kuranın gerçekten ne yazdığını öğrenmem beni dahada heyecan, merak ve hayretler içerisinde bırakarak kuranın Türkçesini daha yakından araştırmam gerektiğine yönlendirdi,
Her zaman Tanrı’nın ayrım yapmadığını ve peygamberlerin bizlere doğru yolu göstermek ve sadece Tanrıdan aldıkları vahiyleri bildirmek için geldiğini bilirdim, ama yine birgün Kurandan öğrendimki Tanrı bazı ve insansal olarak çok güzel ve zevk verici şeyleri bizlere yasaklayıp sadece İslamiyet Peygamberine vermişti. O zaman sordum kendime, Neden O'nun böyle bir ihtiyacımı vardıki diye, bu sözler beni yine şok etmişti,
Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. (Ahzab 50)
Bu zorluk neydi? İslamiyet Peygamberinin böyle bir isteği arzusumu vardı? ve bu arzusunu yerine getirmek istediğinde birileri karşı çıkıp "Hayır o kadar çok Kadınla evlenme, Tek eşlilik sana yeter, bak sen böyle çok insanla evlenince diğer insanlarda sana bakıp evlenmek istiyorlar." diye karşı çıkanlarmı vardıda, Kurandaki Allah böyle bir ayet!! göndermek zorunda kalmıştı acaba?
Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. (Ahzab 51)
Nasıl yani, Tanrı kadınları bu kadar basitmi görüyordu? İslamiyet peygameri az önce canının isteyip aldığı kadınlardan dilediği zaman dilediğini yanına alacak !, sonra dilediği zaman tekrar bırakabilecek ama sonra dilediğini aradan zaman geçip tekrar canı almak dilerse, kadını tekrar alacak, !!! O kadının gururu, onuru yokmu? Böyle bir şeyi Tanrı nasıl söyleyebilir? Maalesef Kurandaki bu ve daha bunlar gibi yüzlerce şey kafamda Müslümanlık ve hatta Tanrı anlayışını bitirmişti ve son noktayı koymuştu, belki birçoğunuz içinizden bu kadar kolaymı diyebilir ama az önce söylediğim gibi zaten bu inancıda ben seçmemiştim. Sizleri bilmiyorum ne zaman araştırıp, öğrenip Müslüman oldunuz? ama ben zaten kendim Müslüman olmamıştım, Annem, Babam Müslüman diye, yaşadığım yerdeki insanların çoğu Müslüman diye Müslüman olmuştum, hatta daha ileri gidersek ben doğduğumda ailem nufüs cüzdanımı çıkarmak için nüfüs müdürlüğüne gittiklerinde Nufüs müdürlüğündeki Memur otomatik olarak nüfus cüzdanıma Müslüman yazmıştı. Sizler nasıl ve ne zaman Müslüman oldunuz?…. Daha sonra biraz araştırdığımda ise büyükannemin annesi, aslıda Gayrimüslüm’müş!! ama o dönemdeki bazı baskılardan dolayı Müslüman birisiyle evlenmiş ve Müslümanlık bizim aileye öyle girmişti, Üniversite yıllarında ise tam bir inançsız olarak yaşıyordum, üniversite sonrası askerlik görevimi yapıp geldikten sonra bir Pazar günü kahvaltı sırasında bir gazete ilanında HİÇ İNCİL OKUDUNUZMU ilanı sanki gözlerimin içerisine girecek kadar büyümüştü o küçücük ilan, ve hemen birtane sipariş ettim, ve aynı hafta Gaziantep’te bir kitap fuarı açılmıştı ve sonradan habererden duyduğuma göre o fuarda bir kitap standında İncil’de satılıyormuş ama maalesef o standa Vasat diye İslami bir örgüt bomba koymuştu ve bir insanda orada hayatını kaybetmişti, o zaman eski İslami bilgilerim aklıma geldi ve bu eylemi yapan insanların içinde bulundukları psikolojik bozukluğun sebebini anladım ve bu vahşete anlam verdim,
Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin (Tevbe 5)
Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. (Nisa 144)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kafirleri dost edinmeyin (Maide 57)
Çok yazık, çok üzücüydü Tanrı Hristiyanları ve Yahudileri nasıl cezalandırırdı, Onlarda kendisinin kulları değimliydi? daha sonra Kutsal Kitap’ı iyice etüd ettiğimde anladımki Kuran da ve Kutsal Kitapta anlatılan Tanrı aynı Tanrı değildi, Neyse bu sırada bana İstanbuldan içi boş bir zarf gelmişti, ama ben düşündümğümde, benim hiç İstanbul’da mektup gönderecek tanıdığım yoktu ve beklide bana İncil göndermişlerdi, ama birileri bu incili içinden çıkarmış olabilir diyerek o gazetedeki yere telefon açtım onlara İncil istediğimi tekrar söyledim ve hemen bana gönderdiler, ama o kadar İslami eğitim almıştımki elime geçen İncili maalesef açıp okuyamadım, korktum, çünkü Kuranı okurken abdest almam gerekliydi, göbeğimden yukarıda tutmam gerekliydi, ama İncil için neler yapmalıydım? Bunun için o heyecanla gelen incilimi okuyamadan televizyonumun üzerindeki dolaba koydum, bir akşam televizyon izlerken elektrikler kesildi ve hemen Televizyonun üzerindeki dolapta bulunan Mum’u almak için oraya gittim dolabı açıp körlemesine elimi dolabın içinde dolaştırırken elime bir kitap değdi, o anda hatırladım evet orada İncil vardı ve tam o anda elektrikler geldi, ve ben hemen kitabı yine bırakıp televizyon izlemeye devam ettim, ama 5 dakika sonra yine elektrikler kesildi ve yine bu sefer kararlı bir şekilde mum’u almak için kalktığımda yine elime İncil geldi "offff ama ben o anda incil okumak istemiyordum, Televizyona bakmak daha iyiydi" ama bir mucize gibi yine o anda elektrikler geldi, ve o sırada içimde bir şeylerin bana O KİTABI OKUMAMI İSTEDİĞİNİ seslendiğini hissettim ve büyük bir heyecanla kitabı alıp okumaya başladım, elimdeki kitap İncilin Yuhanna bölümüydü, o sayfalarca uzun kitabı elimden düşürmeden, saat sabahın 3’üne kadar okumuştum, gözlerim doluyor ama yüreğim coşuyordu, işte bu diyordum, işte bu, evet bana huzur veren, esenlik veren bu diyordum.
Tanrı
kendi dilimde anlayacağım bir kitap verdi,
Tanrı Müslümanlıktan tam zıt olarak her güzel şeyleri bana sağlamış ama
tüm benim çekmem gereken acıları bana olan sevgisinden İsa'ya vermişti.
Tanrı kusursuz ve uğruma kefaret edebilecek birini göndermişti ve o kişi
ne evlenmişti, ne savaşlara katılmıştı, ne kendisine nede havarilerine ev,
saray v.s. yaptırmamış ve sahip olmalarını istememiş aksine tüm bu şeyleri
bizlere sunmuştu ama İsa'nın kendisine ait tek bir mal varlığı olarak bir
elbisesi vardı ama o elbiseleride benim uğruma çarmıha çıkıp canını verirken
askerler tarafından alındı, yani bu gelen kurtarıcı her şeyini benim için,
beni kurtarmak için adamıştı, Hatta canını bile.
Yuhanna 10:11 Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir.
Evet Mesih benim için canını verdi! Ne için? diyordum ama yine o kitap bana cevabını veriyordu, ÇÜNKÜ TANRI BENİ SEVMİŞTİ, ÇÜNKÜ TANRI BANA DEĞER VERMİŞTİ,
Yuhanna 15:13 Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.
Ve ölüme, insan öldürmeye karşı çıkıyordu İsa Mesih, diyorduki
Yuhanna 13:34 Size yeni bir buyruk veriyorum: birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.
Yuhanna 15:12 Benim buyruğum şudur: sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin.
Bazen insanlar derlerdiki “Müslümanlık ve Hristiyanlığın arasında pek fark yok” derlerdi, ama şimdi anlıyordumki çok fark varmış ve yıllarca boşuna anlamadığım, kabul edemediğim bir inancın peşinden gitmişim ve o gün hemen artık iman ediyorum diye Tanrı’nın önüne geldim, tek yapmam gereken şeyde buydu zaten,
Yuhanna 5:24 "Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.
Tanrı yaşamımı bereketliyordu çok iyi bir işte yönetici olarak çalışıyordum, ama maalesef yaşadığım şehirde başka Hristiyan tanıdığım yoktu ve kendimi yalnız hissediyordum ve Vaftiz de olamıyordum, ama birgün bir tanıdığım beni arayarak, çalıştığım işten çok daha yüksek bir ücrete ve çok daha yüksek bir göreve davet etmişti. Bu yeni iş Antalyada idi ve ben Antalyaya gittim, ve orada küçük bir topluluk vardı, onlarla tanıştım, ve orada vaftiz olmamıda Tanrı sağladı, daha sonra inancımda temellenip Tanrının benden ve tüm imanlı Hristiyanlardan istediği şeyin "hayatımızı ona vermek" olduğunu ve Tanrıdan aldığımız yeteneklere (armağanlara) göre hepimizin ona bu yeteneklerimiz çerçevesinde hizmet etmemiz gerektiğini anladım, ve bende Tanrı'nın bedeni olan kiliseye hizmet etmek için, bir Hristiyan ilahiyat okuluna başladım ve 4 yılda bu okulu bitirdikten sonra hiç Hristiyan yaşamayan bir şehre gelerek Tanrı’ya hizmet etmeye ve bana Tanrı'nın sonsuz hayatı verdiğini, Mesihin gelişinin sevgi ve lütuf için olduğunu ama Mesihin tekrar geleceğini ve bu gelişin ise onun "uğrumuza öldüğüne ve dirildiğine" inanamayanları yargılayacağını anlatmaya başladım, şimdi samsunda ve çevresinde yaşayan 75 kişilik küçük bir topluluğumuz var ve ben hergün İncil okuyup yaşayan, gözeten, kayıran Tanrının hayatımda yaptıklarını, ama en önemlisi hiç hak etmediğim halde benim günahlarımı, bana olan sevgisinden dolayı üzerine alıp çarmıha gerilen Mesih İsa’dan dolayı sonsuz yaşama kavuşduğumu düşünüp Tanrıya hamd ediyorum, ve bu hayat hikayemi anlattığım başka insanlara sadece şunu soruyorum, “Siz inancınızı kendinizmi seçtiniz? Siz inancınızı tam olarak biliyormusunuz? Eğer bilmiyorsanız lütfen araştırın, çünkü Tanrı senide kurtarmak için bekliyor,”
2 Petrus 3:8-12a Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rab'bin gözünde bir gün bin yıl ve bin yıl bir gün gibidir. Bazılarının gecikmiş saydığı gibi Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü hiç kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. Ne var ki, Rab'bin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp bitecek. Her şey bu şekilde yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir?
Tanrı sizinle olsun.
M.Orhan PICAKLAR